mikselina46.sitemynet.com
Arşiv başyazılar hikâye şiir-deneme diğer

başyazılar

22.11.2005 tarihli yazı

Daha önce hiç balık süsü verilmiş pasta yememiştim. Tâ ki orjinal bir "abla" ile karşılaşana dek!

Eşinin doğum günü dolayısıyla ona pasta yapmak yerine, ki abi de pastayı sevmiyormuş, balıklara mum dikmek fikrini tercih ettiğinde bize de hayran hayran izlemek düşüverdi. Biliyorduk ki ablamız eşine aşıktı. Ve biliyorduk ki, abi de bunu hakediyordu. Ve biliyorduk ki, bu yuva mutluydu!

Sıradışı olmak, müspete kanalize edildiğinde çok harika bir tavır olabiliyor. Sıradan mıdır hayatımız ki, sıradan mıdır güneşin her gün yaratılması? Yoo! Öyleyse sıradan olmayan insanlar, sıradışı işler yapsın ki, demi gelsin muhabbetimizin.

Haydi bir şarkı söyleyin sevidiğinize,
bir mırıltı olsun,
bir çağıltı olsun,
bir kahve için karşılıklı,
yanında buz gibi dondurma olsun,
bıçağın kesmeye korktuğu...


22.11.2005
Ankara









27.06.2005 tarihli yazı

Merhaba mı demeliyim şimdi?

Evet, bir merhabayı çok görmesem iyi olacak!

Merhaba efendim.

Yine sağız, yine sâlim düşüncelere dalmak üzereyiz.

Sınavlarımız da bitti. Zâhirî bir rahatlık bu. Bâtınında "imtihan dünyasında" oluşun unutulmadığı bir rahatlama dönemi. Aman ha! "Gevşeme dönemi olmasın" diye duamız var, kabûl buyrulursa Cenab-ı Mevlâm tarafından...


Saklı bahçelerimiz var koynumuzda.

Kimseye göstermediğimiz nice duamız var. Kimsenin bilmesine de hâcet olmayan dualar. Hâcetimizin en üst seviyede, hatta belki de fütûrsuzca sergilendiği bir meşher gibi.

Ne güzel! Dua ve hâcet kelimeleri ne çok yakışıyorlar birbirlerine. Sizi bilmem ama ben "uçuyorum" hâcet deyince. Belki de bütün hâcetleri ruhumda topladığım içindir.

Tepeler dolusu isteğimiz var dostlarım.

Yığma yapmışız. "Bir hamal gelse de çekse" diye hayıflanıp duruyoruz. Niye böyle ki? Neden bir hamal bulmak arzusundayız sürekli. Kendi acılarımızı taşıtmalı mıyız illâ da birilerine?!

Belki evet, belki de hayır.
Her işin sonu hayr!
Yeter ki sen hayrı iste.

Hani bir reklamda vardı ya,
"DAHA FAZLASINI İSTE" diye...

İşte eyle!

Hey dost,

daha fazlasını istemeyi unutma!


27.06.2005
Saklıbahçe/Ankara


18.05.2005 tarihli yazı

Merhaba umuda.

Ne çok şey geçiyor gözlerimizin önünden. Savaşlar, felâketler, doğumlar, sancılar, reklamlar, aşklar, fırtınalar, baharlar...

Ne çok şeyin farkında ol(a)mıyoruz. Bir bilgi kirliliği sarmış etrafımızı. Telekomunikasyon milletinin, özelliğini yitirmiş, mutlu mesud bireyleriyiz artık. Kutlu olsun!

Yanımızdan yönümüzden geçen koca fosiller, koca imparatorluklar bizi mahvetmeye hazır. Süper Güçler, Süper Umutlar anlamına gelmiyor her nedense! Ve bunları konuşmak da yoruyor insanı her seferinde.

Ben sizi yine de umuda çağırmak istiyorum. Yine de ümid mevsimi, bahar mevsimi, aşk mevsimi.

"Leylâ"nız ne olursa olsun "arama mevsimi" belki de.

...

Bir dostumun helâlinin, leylâsının, eşinin doğum günüydü! Beni aradı.

"Neler yapacaksınız?" diye sordum.

"Ablasına yemeğe gideceğiz!" dedi.
"Başka?" dedim.
"Ne olsun?!" dedi.

Hemen aklıma gelenleri sıraladım.

Önce "Mutlaka bugün özel olmalı!" dedim.

"O kadar özel ki, 10 yıl sonra geriye dönüp bakıldığında hatırlanan en güzel anılardan biri olsun."

"Ama para sıkıntımız var" dedi.

"iyi ya işte. Çulsuz bir adamdan, sıradışı önerileri dinle o zaman." dedim.

Ona öneri mahiyetinde birşeyler söyledim söylemesine ama kendi leylâma karşı nasıl bir sıradışılık yapabilirdim onu söylemedim.

O gizli kalmalıydı.
Çünkü adı üstünde sıradışıydı!


Leylânız; bir fikir, bir aksiyon, bir çile, bir dava, bir kadın, bir erkek, bir anne, bir çocuk, bir dergi, bir okul olabilir!


Her ne ise leylânız,
ona iyi bakın emi.

Ve ümid eksik olmasın yüreğinizden!


Sıtkı Sarper SAĞLAM
ANKARA





01.03.2005 tarihli yazı:

Merhaba.

Sitemkâr dostlarım da oldu benim. Belki sizin de oldu. Ne yazık ki iyimser bir insanım! Dolayısıyla herkesin tafra mahiyetli laflarına da gövdemi siper ediyorum.

İtiraf edeyim ki yorucu bir durum. Hiç olmazsa, "baş ağrıtıcı" dememe müsaade ediniz.

Kadîm dostluklar da kurduk, eyvallah! Hepsinden gani gani memnunum, memnun olsun Resûlullah da (selâmların en güzeli O'na olsun).


Farklı bir bakışla bakmalı hayata. Hep pozitif, hep ümitli, hep müsbet! Şükürler olsun ki müspet bakabiliyorum. Her şeye kızmıyorum mesela. Her şeye öfkelenmiyorum. Hemen parlamıyorum. Arkadaşlarımın hatasını bulmak için hafiye kesilmiyorum. Bunları sayıyorum. Belki içinizden birisi çıkıp da "HADİ ORADAN!" diyebilir. Desin, deyiniz. Deyiniz, çünkü ben bunları söylüyorum ve dostlarım hatalarımı bildirsin istiyorum.

Böyle dostlarım da yok değil, var elbet! Hem de onlarcası var. Şimdilerde kentmaras.com'daki köşe yzaımızdan sonra niceleri daha sevgilerini bildirdiler. "SENİN KALP KARDEŞİN OLDUK" dediler. Hepsine müteşekkirim. Hepsi de ne güzel insanlar.

Evet, hayat devam ediyor. Ve durmak yok! Yeni projelerimizle ilerlemeye devam edeceğiz, soluğumuz yettiğince, yüreğimiz kaldırdığınca.

Bana ulaşın ve lütfen tebrik mesajı olarak kalmasın dilekler. Bir umuda dönüşsün, bir aksiyona gebe kalsın.

Çok şey mi istiyorum?!